Çarşamba , 23 Temmuz 2014
Anasayfa » Güncel » Ne Kadar Zormuş

Ne Kadar Zormuş

Ne kadar zormuş, insanın inandığı dava için dimdik ayakta durması. Önden düşmanın, arkadan dostun darbelerine rağmen sarsılmaması; sarsıldığında da inadına ayağa kalkması ve gülerek, kahkaha atarak, hafifseyerek yürümesi ne kadar zormuş. Gözü kör eden kum fırtınalarına, savurup atan tayfunlara, çiğneyip yutan depremlere rağmen insan yaşar ama aklı körelmişlerin iftiralarına, oradan oraya savrulan ikiyüzlülere, kendi onurunu kendi ayaklarıyla çiğneyenlere rağmen yaşamak ne kadar zormuş.

Dün bir yerlerden sana ve sevdiklerine hakaret eden, bugün yüz yüze geldiğinizde arsızca, ar damarı çatlamışçasına bir şey yokmuş gibi davranan akıl, ruh ve kalp yoksunlarına gülümseyebilmek, yağlı yüzlerini tırnaklarınla, bir hayvan derisi yüzer gibi söküp ardındaki gerçeği açığa çıkarmamak ne kadar zormuş.

Güçle sapıtmak, sapıtanlara tapınmak, tapınanları yalamak kolaydır; ezilenden olmak, onla birlikte ezilmek, ezildikçe inancını yitirmemek ne kadar zormuş.

Okul kampüsünün zamanında tamamlanmamasına etmediği beddua kalmayanların iş daha büyük bir dava uğruna lanetleşmeye geldiğinde “Biz beddua değil dua ederiz,” diye sıyrılması kolaydır; sadece cahilce çığırtkanlığın, korkakça gıybetin ve alçakça iftiranın olduğu sahte bir dava ve sahte Mehdiler peşinde yaltakça koşuşturmak nefse hoştur. O duaya amin diyecek kadar davasından emin ve cesur olmak ise zordur.

“Fitne çıkmasın”cı odunlarla yükselen ateşin dumanından gözlerim yuvalarından çıkarcasına genişledi, boynumdaki damarlar kabardı da kabardı, dilim nefes alamamaktan dışarı sarktı, elim gırtlağımda oradan oraya, dengesizce, sarhoşça, bilmeden savruluyorum; dayanamayarak dizlerimin üstüne yığılıyor, kan ve gözyaşı döküyorum. Yine de, ısrarla, inadına yaşıyorum; ne kadar zormuş.

Ne kadar zormuş beklemek; sıcak evine ve ailene gitmeden beklemek; günlerce, aylarca, senelerce beklemek; zamanın çıldırtıcılığına rağmen beklemek; adil kaderi, dördüncü günün şafağını, şefkatli ölümü beklemek… “Yok olursak, hep birlikte yok oluruz,” diyerek sabretmek, sevdiklerinin gerçek yüzünü görerek sabretmek; en keskin iftiralara, en zehirli hakaretlere, yapış yapış gülücüklere rağmen sabretmek… Ne kadar zormuş.

Testere altında tevekkül sahibi bir Zekeriya, Firavun karşısında korkusuz bir Musa, hastalığın kıskacında sabırlı bir Eyüp olmak; hastalığın yüzüne “Allah sabredenlerle beraberdir,” diye gülmek, Firavun’un çehresine “Ben senden uzağım çünkü ben alemlerin Rabb’i Allah’tan korkarım,” diye tükürmek, ortadan ikiye biçilirken “Allah bize kafidir, O ne güzel vekildir,” diye son nefesini vermek ne kadar zormuş.

Biz zora talibiz, Allah’ın izniyle zoru başaracağız ve işte bu yüzden kazanacağız!

Son olarak: Fazla dramatik, çok arabesk, objektiflikten uzak, akademik değil diye eteklerini sürüyerek eleştirecek olanlara bir hatırlatma: Sosyal medyada en basit olaylarda dahi arabesk öfke patlamalarınız, dramatize ettiğiniz riyanız ve en bağnazca sübjektifliğiniz görülüyor; çoklu kişilik bozukluğunuz olmadığı sürece bunun farkında olacağınızı düşünüyorum.

Ama keşke çoklu kişilik bozukluğunuz olsaydı. Hastalık der geçerdik.

Hakkında M. Reha Özgürer

M. Reha Özgürer
Süleyman Şah Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Psikoloji, 2. sınıf.

4 yorum

  1. Deniz Doğanay

    Birçok insanın aklına geleni dile getirmişsiniz. Herkesin kendine pay çıkarması,üzerine alınması gereken bölümler var iyi veya kötü. Çok yerinde, anlamlı çok çok güzel bir yazı olmuş.

  2. Usta güzel yazı olmuş, Üniversite kampüsünün bitmemesinin güzel bir yanı var aslında hergün farklı birşey oluyor Leyla Dumankaya yerleşkesinde !

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*


dokuz + = 12

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Scroll To Top